Cuma, 24 Kasım 2017
.
10
Eskişehir
.
Esin Erdönmez

Dr. Esin’in yol hikayeleri kaldığı yerden devam ediyor

Biraz ara vermiştim yazmaya. Bazen hayat akışı öyle hızlanıyor ki çok sevdiklerinizi yapmaya bile zaman olmuyor. Olsun yine buluştuk işte güzel bir hafta dileklerimle dünü anlatmak istiyorum sizlere. Sabah evden çıktığımızda ilk hedefimiz Urla Bademler Pazarıydı. Oldukça sıcak bir havada Bademler pazarına geldik. Ancak kışın bile görmediğim bir tenhalık vardı.

Hala daha dışarıdan satıcının pek gelmediği sadece yerel köylünün ürünlerini sattığı bir pazar. Hindi yumurtasından, tazecik bamyaya, bardacık incir fidanından godalak ekmeğe (içine bütün yumurta konularak pişirilen iki yumruğunuz  kadar bir ekmecik yani ekmeğin katığı da içinde saklı) biz sevdiğimiz her şeyi bulduk aldık. Tabi ki buraya kadar gelmişken köy kahvesinde kahvemizi içmeden gitmek olmazdı. Kadınla erkeğin yıllardan beri beraber oturduğu Türkiye’nin ender köy kahvelerinden biridir. Ardından Seferihisar’a bağlı Sığacık’a gittik. Sığacık, Teos antik kentine ev sahipliği yapıyor. Ayrıca doğal liman. Eskiden korsanlardan kaçan Gemilerin sığındığı bir koyken şimdi marina. Ancak Sığacık’ta beni bir sürpriz bekliyordu. Ben ki yerel pazar gördüğünde çok sevinen bir kişi olarak pazar günü Sığacık pazarını nasıl gözümden kaçırdım çok şaşırdım. Eğer el işlerine ve doğal ev yapımı ürünlerini seviyorsanız mutlaka gitmeniz gereken bir yer derim. Esnaf ya yerlisi ya da büyük kentlerden göç etmiş emekli ve boş vakitlerinde yaptıklarını satanlar. Hem satıcı hem gelenlerin kalitesini çok sevdim. Hayatınızda görebileceğiniz en çok elişi satılan pazar diyebilirim. Fiyatlar makul, esnaf tok gözlü. Dev tencerelerde kabak çiçeği, üzüm yaprağı, lahana ve kuru dolmaları var. Pestil satılan bir tezgah var ki gerçekten çılgın pestiller. Lavantalı ve mandalinli pestillerinin tadı efsane. Kocaman tepsilerde börekler,  baklavalar ye beni diyor. Pazar’ın çıkışında paşa kaptan’ın yeri favori mekanım. Paşa kaptan yıllarca orada denize açılmış hatta çevre yunan adalarında dolaşmış. Çok değişik bir mekanı var. Dışı kendine özgü bir teknikle yaptığı mozaikle duvarları kaplamış. Görünce yıllarca denizde hissettiklerini duvara resmetmiş gibi algılıyorsunuz. Kapıda kendi yaptığı  Eleni dediği küçük bir heykeli var."Ah Eleni, seni karşı kıyıda bıraktım" diyor. Belli ki yıllar geçse de kalbe gömülmüş bir aşkı hâlâ yüreğinde taşıyor.

Bitti zannetmeyin devam ediyoruz Seferihisar’a geldik. Burada belediye parkının yanında her geldiğimde alışveriş yaptığım küçük bir mandıra var. Çoğunluğu keçi sütünden yapılmış ürünler. Lezzet on numara ."Almola" dedikleri özel bir karışım var. Tulum peyniri, tulum koru ve süzme yoğurt karışımı. Üstüne zeytinyağı döküp kekik serpip yiyorsunuz. Belediye parkının yanındaki taş kahvede çayımı içmeden gitmiyorum tabi ki.

Denize girmeden günü tamamlamak olmaz. Eğer Ege’deyseniz denize girip içsel soğuma yapmazsanız geceyi rahat geçiremezsiniz. Balıklıova’ ya gün batınca yetiştik. Deniz kenarına çok güzel bir rekreasyon alanı yapmışlar. Gecen yıl yoktu. Bu sene köye çok güzel bir yer kazandırdıklarını gördüm. Balıklıova’dan meşhur  kurabiyemizi ve ekmeğimizi alıp evimize döndük.

Evet biraz yorucu ama güzel bir gezi oldu. Sevgiyle kalın, hoşçakalın ama illa ki benimle kalın.