Çarşamba, 13 Aralık 2017
.
13
Eskişehir
.
Esin Erdönmez

Dr.Esin'in yol maceraları : Küçük bir kaçamak, Kütahya

"Eğitim Şart" diyerek altı sene tıp fakültesi okuyup, okumaya, öğrenmeye doyamamış biri olarak Açıköğretim Fakültesi'nde ikinci fakültemin hafta sonu, dört oturum sınavına girdim. Ders çalışmaktan sınava girmekten ben patladım, Gülce zaten çatladı. Anasının kızı olarak dedi ki "Anneciğim benim şehir dışım geldi. Hadi bir Kütahya'ya gidip gelelim."Ben zaten dünden hazır asker. Sınav bittiği anda yola revan olduk.

Kütahya 'ya girdiğimiz gibi istikamet Kütahya kalesi oluyor. Burada Döner gazino da  çok geniş ufuklu bir manzarada kahvemizi yudumladık. Kale burçlarının arasından, şehrin tamamını görmek harika. Ben o sırada bir hayale dalıyorum. Kaleye doğru gelen atlı askerler kaç kilometreden gözüküyordu ki acaba diye? Kaleden, tozu dumana katmış dört nala gelen bir atı, çok uzaklardan görebilme şansınız var diye düşündüm.

Turistik amaçlı gittiğiniz yerlerde  "old town " dedikleri Şehrin ilk kurulduğu yerlere, aşağıya doğru indik. Eski çarşıların başladığı yerde Asma Fırınında kendimi ekmeklerin arasında kaybettim. Kütahya ekmeği, Emet ekmeği,  hamursuz, haşhaşlı pide, lavaş, kebap pidesi...tamam sustum. Evet hepsinden aldık ama yakınlarımızla paylaşmak üzere tabi ki.

Kavaflar, kazancılar, bakırcılar çarşısı derken. Helvacı Hakkı’yı bulduk. Tahinimizi aldık. Buralardaki tarihi dokuyu çok seviyorum. Ne çok yaşanmışlıklar var. Bu küçücük dükkânlardan insanlar evlerine ekmek götürmüş. Yıkılmak üzere olup hâlâ ayakta duran, kırık cumbaların arkasında dışarıya bakan gözler kim bilir neler görmüş. Hep beni bir yerlere götürüyor bu yapılar. Tam kavaflar çarşının içinden geçerken gözüm bir sokağa ilişti. Kurumuş asma yapraklarının arasında, okuduğum sokak ismi çok ilginçti; Melek girmez sokağı. Kesin dedim burada paranormal hikayeler yasanmış olmalı ki bu isim verilmiş.

Bu arada yazıyı okuyan genç kuşaklar Kavaf, kavafiye ne demek bilmeyebilir. Eskiden her şeyin elde yapıldığı dönemlerde, ayakkabılar da elde imal ediliyordu. Öyle herkesin alışveriş merkezlerinden alınmış,  yüz bin beş yüz çift ayakkabısı yoktu. Biri gündelik,  biri yabanlık yani ele güne karşı düzgün gözükülmesi gereken yerlerde giyilen iki ayakkabısı olurdu. İşte orada minik bir kız çocuğu için lastik ayakkabı gördüm. İçimden dedim ki "Güzel kız bahtın açık olsun. Güzel günler gör inşallah "

Daha öncede söylemiştim ben halkın içinde olmayı çok seviyorum. Çay  içip,  yemek yediğim yerleri de böyle yerlerden seçiyorum. Bu kadar gezince midemizde zil çalmaya başlamıştı. Meşhur Ķütahya vazodan yukarı çıkan caddede sağda Santral lokantası var. Tam bir esnaf lokantası. Tavuk suyu çorbası, çoban kavurması,  tekmil kabağı çok güzeldi.

Eskiler ne der" Karnımız tok, sırtımız pek" yani keyfimiz yerinde evimize döndük. Kısa günün kârı keyifli bir gezi oldu. Zaman az, gönül gezme derdindeyse tavsiye edilir. Sağlıkla kalın ,Hoşçakalın ama illa ki benimle kalın.