Gazeteci Gözüyle bu hafta Ali Baş'ı ağırladı

İşte keyifle gerçekleştirdiğimiz sohbetten sizlere aktardıklarımız;

Ali Baş yıllarda Eskişehir Basını’nda yer almış bir isim. Ali Baş’ı bir de sizden dinlemek isteriz. Ali Baş kimdir?

47 yaşındayım. 45 yıldır Eskişehir’de yaşıyorum. İlkokulu, ortaokulu ve yüksekokulu burada okudum. Gazeteciliğe de ne zaman başladın dersen 1990 yılında Sonhaber Gazetesi’nde başladım. Kültür-sanat sayfası yapıyordum. Bu benim çok hoşuma gitti. Ardından spor muhabirliğinde boş kadro vardı. Bu kadroya geçtim. Ardından Sakarya Gazetesi’nde 6 yıl görev yaptım. Daha sonra 2000-2012 yılları arasında 2 Eylül Gazetesi’nde çalıştım. Koordinatör, yayın yönetmeni görevlerinde bulundum. İşte yaklaşık 6 yıldır da Sakarya Gazetesi’nde görev yapıyorum. Sakarya’ya bir ara vermiş olduk. Buraya gelmeden önce eski yaptığım haberlere baktım. Hepsi aklımda. O küpürlere bakınca her şeyi hatırlıyorsun. Sanki yeniymiş gibi duruyor. Ama bakıyorsun ki yıllar geçmiş. Baktığımızda hayat akıp geçiyor.

Gazeteciliğe nasıl başladınız?

Gazeteciliğe başlamam tamamen tesadüf oldu. Edebiyat falan severdim ama aklımda gazetecilik yoktu hiç. Bunun eğitimini de almadım. Bir arkadaşım vardı Kamuran diye. O sıralar Sonhaber Gazetesi’nde ilan çıktı. Kamuran bunu görmüş. Bana söyledi. ‘Ben gazeteci olmak istiyorum. Bu gazetede muhabir arıyormuş. Beraber gidelim. Sen derdimizi anlatırsın.’ dedi. Kamuran çekingen bir arkadaştı, bende konuşmayı severdim. Beraber gittik.  Kamuran’ı anlattım. Edebiyatı şöyle iyidir, makale yazıyor, fotoğraf makinesi da falan diye anlattım. Tamam dediler bu arkadaş stajyer olarak başlasın. ‘Sen ne yapıyorsun’ diye bana sordular. Bende bir şey yapmıyorum dedim. ‘Sende kadrolu olarak başla’ dediler. Bu şekilde kültür-sanat sayfasına başladım. Ondan sonra kadro açıldı. Spor muhabirliğinden başladım. Bir daha da kopamadım. Gazeteciliğe başlayanlar kolay kolay kopamıyor. Bu mesleğin bir büyüsü var, bir sıcaklığı var. Öyle devam ettik.

Yıllardır Eskişehir’desiniz. Daha önce Eskişehir’de farklı partilerin yöneticilik yaptığı dönemi yaşadınız. Şimdi ise tek partinin Eskişehir’de yöneticilik yaptığı dönemi de yaşıyorsunuz. Gazetecilik açısından aradaki farklar nasıl? O zamanla bu zamanı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eskişehir o kadar hızlı değişmiş ki biz bunu fark edememişiz. Biraz daha şehirde denge vardı. Meclis toplantıları şimdi ki gibi olurdu, hareketli olurdu. Ama gruplarda en az 3 parti oluyordu. DSP-DYP grubu güçlü olurdu. ANAP grubu vardı. Fazilet Partisi’nin grubu vardı. Gruplar çok olduğu için hareketli olurdu meclisler. Şimdi Türkiye’nin geldiği koşullarda belli. Şehirde de belli. Artık iki parti var. MHP’de var. Üç parti var. Eskiden Özal söylemişti, 2,5 parti kalacak diye. Şimdi de geldiğimiz nokta bu. Türkiye’de 2,5 parti var. Genel siyasetten farklı değil Eskişehir’deki siyaset. Size eski yaptığım haberlerden getirdim. Yerel gazetelerde artık eleştirme olayı yok. 1997 yılında yaptığım bir haber. Haberin başlığı şu ‘Karşı çıktığı okulun açılışı yaptı’. Bir yerel gazetenin muhabiri Başbakanı eleştiriyor burada. Şimdi 20 yıl sonra düşündüğün zaman yerel bir gazete için imkansız bir durum bu. Aradaki farkı genç muhabirlerin, okuyucuların düşünmesi lazım. Türkiye nereden nereye geliyor diye. Şu anda eleştiremiyorsunuz. Başbakanı bırakın normal bakanı, milletvekilini eleştiremiyorsunuz. Kendinize otosansür olayını uyguluyorsunuz. Şimdi soruyorlar ‘Düşündüklerinizi özgürce yazabiliyor musunuz?’ diye. Evet yazıyorum diyorum. Ama gazeteye göndermeden önce mutlaka düzeltme yapıyorum. Daha dikkatli oluyorsunuz. Yerel bir muhabir şu anda böyle bir haber yapamaz. Yapsa da haber yazı işleri müdüründen, genel yayın yönetmeninden geçemez.

O yıllarda gazeteciler yaptıkları haberler için yargılanırdı fakat sanırım bu kadar değildi. Bildiğimiz üzere birçok gazeteci son yıllarda yaptıkları haberler yüzünden cezaevlerinde. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?

Bununla ilgili bir şey anlatmak isterim. Hiç unutmayacağım bir olaydı. Ankara’ya Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin genel kuruluna gittik.  O dönemin Adalet Bakanı Seyfi Oktay’dı. Seyfi Oktay genel kurula geldi. Koltuğuna oturdu. Yanlış hatırlamıyorsam yanına gazeteci Haluk Gerger oturdu. Toplantının sonunda Haluk Gerger çıktı. Çıktığı anda kelepçiyi taktılar ve cezaevine götürdüler. Gazeteci Adalet Bakanı’nın yanında oturuyordu. Adalet Bakanı, gazeteciyi yollamış oldu cezaevine. Böyle şeyler yaşadık. O dönemde de gazeteciler cezaevindeydi ama şimdiki durumdan farklıydı. O dönem sol örgütlere yakın gazeteciler terör örgütleriyle ilişkilendirilirdi. Bu şekilde çok tanınmış isimler cezaevlerine girdi.

Eskişehir gündemine baktığımızda geçtiğimiz haftalarda Dündar Ünlü ile Yılmaz Büyükerşen arasında geçen konuşmaları değerlendiriyorduk. Şimdilerde ise Dündar Ünlü ile Kazım Kurt arasında geçen konuşmalar var gündemimizde. Ne söylersiniz?

Çalışmaları eleştirmeleri doğaldır. İktidar partisi çünkü. Ve Eskişehir’de de muhalefet yapacaklar. Gördüğü aksaklıklara müdahale etmesi lazım, sesini yükseltmesi lazım. Bunları normal karşılamak istiyorum. Bir de şehirde çözülmesi gereken konular var. Bu konularda ortak hareket etme durumu yok. Eskişehir’in acil sorunlarında şehri yönetenler ile iktidar partisi milletvekilleri gibi isimlerin şehrin menfaati için birlikte hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama ne yazık ki şu ana dek pek başarılı olmadı. Seçimler yaklaşıyor. Bu atışmalar olacaktır. Gazeteler de bunu veriyor ki kamuoyu değerlendirsin kim haklı kim haksız diye.

Dündar Ünlü beğendiğim bir siyasetçi. Aklı selim bir insan olduğunu düşünüyorum. Seçim yaklaşıyor. O da bir yerden aday olacak. Büyükşehir mi, milletvekilliği mi onu bilmiyorum. Ama bu noktada kendini göstermek istiyor. Halka sesini duyurmak istiyor. Bu noktadan bakınca yaptığı açıklamaları normal karşılıyorum.

Size 1998 yılında yaptığım bir diğer haberi de getirdim. ‘Kirlilikte tehlike sınırından döndük’ başlığıyla yaptığım bir haber. 19 yıl önce Eskişehir’de kirlilikten kaynaklı tehlike sınırına yaklaşırken 19 yıl sonra termik santralden kaynaklı aynı şeyleri yaşayacağız. Termik santral olayında karşı çıkmak ile bir yere varılmaz. Bunu yapacak olan iktidar partisinin milletvekilleri. Eskişehir’deki saraya en yakın isim Harun Karacan’dır. Eskişehir’deki bütün belediye başkanlarını, milletvekillerini ve şehrin Sanayi Odası Başkanı’nı, Ticaret Odası Başkanı’nı gibi kişileri toplayıp saraya çıkarsın. ‘Biz Eskişehir olarak bunu istemiyoruz.’ dersin. Durumu anlatırsın. Böyle bir niyet varsa engellenir. Ama önemli olan niyet işte.

Eskişehirspor zor günler geçiriyor. Geçtiğimiz hafta Eskişehirspor taraftarı kongre yaptı. Önümüzdeki haftalarda da Eskişehirspor’un olağanüstü kongresi yapılacak. Gidişatı nasıl değerlendirirsiniz?

Eskişehirspor’un borcu için yaklaşık 170 milyon civarında. Süper Lig’de olsanız bu borç hiçbir şey değil. Bir şekilde döndürürsünüz. Fakat düştüğünüz zaman geliriniz o kadar düşüyor ki bu borcu çekip çevirebilmeniz mümkün değil. O zamanlar yazdık. Bu takım bu borçla düşerse götüremezsiniz diye. Daha gerilere gideriz, kimse bizi tutamaz dedik. Bunları yazdık.

Sayın başkan Sinan Özeçoğlu bu yükün altından kalkamayacağını söylüyor. Kalkması da mümkün değil zaten. Bende diyorum ki bu borç kimin döneminde gerçekleştiyse onlar karşılasın. Kongre zamanında o dönemin bakanı Nabi Avcı ve Harun Karacan kongreye müdahil oldular. Yani bütün tribün yönetim istifa etsin dediler. Fakat ne yazık ki o yönetimle devam etme kararı verdirtti Nabi Avcı. Takımı kurtarmak için bir sürü transferler yapıldı. Sonuç borç aldı başını gitti. Eğer bir durum varsa yargıya gidilsin. Orada herkes ne düşüyorsa üstüne yapsın. Hatta kayyuma da gitsin. Ama bu borç ödensin. Kayyum kimin hangi dönemde başkanlık yaptığını çıkartıp buyurun bu borçları ödeyin diyor. Acil olarak UEFA’nın parasının bulunması lazım. Bu konuda da derin bir sessizlik var. Bu sessizliği herkes kötü olarak görüyor ama ben iyi olarak görüyorum. AK Partili vekillerin en azından UEFA’ya verilmesi gereken parayı bulacaklarını düşünüyorum. Bu borç ödenirse Sinan Başkan devam eder mi onu da bilmiyorum. Verilen hiçbir söz tutulmamış. Verilen sözler tutulursa belki Sinan Başkan dönmeye ikna olur diye düşünüyorum.

Son olarak biz genç gazetecilere tavsiyeniz nelerdir?     

Genç gazeteci arkadaşlara şunu öneriyorum; bol bol röportaj yapsınlar. Röportaj yaparlarsa hep yeni bir şey öğrenirler. Farklı sektörlerle ilgili, farklı alanlarla ilgili röportajlar yapın. Bunları yaparsanız şehri öğrenmiş olursunuz.

Yeni dönemde ajans gazeteciliği var. Gazeteler, televizyonlar ve sizin gibi internet gazeteciliği için büyük tehlike. Çünkü sorgulama olayını bitiriyor. Ajans ne geçerse onu alıyor, onu kullanıyor. Ve sonuç olarak birbirine benzer gazeteler ortaya çıkıyor. Bunu aşmanın yolu arada sorgulamaktır. Geçen haberleri sorgulamak bile yeterli olur. Gelen haberi ne olduğunu nasıl olduğu gibi. Bir de gazeteci arkadaşlar da şunu görüyorum bana kızmasınlar ama: iştah yok. Bizim çalıştığımız dönemdeki gibi iştah yok. Tuttuğunu koparan kişi çok az. Eğer aşkla yaparsan bu mesleği yapabilirsin. Yoksa ücreti yeten bir meslek değil. Genç gazeteci arkadaşlarım aşkla, iştahla yapmaları gerek. O zaman başarılı olurlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.