Çarşamba, 13 Aralık 2017
.
13
Eskişehir
.
Gülseren Şenyüzlü

Hekimden sorma; çekenden sor derdini…

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü ve 10 Aralık İnsan Hakları Günü arasında düzenlenen “Turuncu Günler” kapsamında Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPE), ESOGÜ ve Sağlık Bakanlığı İl Halk Sağlığı Müdürlüğünün ortaklaşa gerçekleştirdikleri “Sen hep güzelsin” konulu bir defileyi baştan sona heyecanla izleyenler arasındaydım.

Defilede izleyiciler de mankenler de ülkemize sığınan mülteci kadınlardan oluşuyordu; kadınların amaçlarıysa bu defileyle savaşa, savaşın getirdiği şiddete dikkat çekmekti.

Savaşın savurduğu kadınlar da ben de heyecan ve merakla bekledik defilenin başlamasını.

Irak'ın ilk kralı Kral Faysal Bin El-Şerif Hüseyin'in torunu olan Prenses Nesrin El-Haşimi, Birleşmiş Milletler (BM) Nüfus Fonu Türkiye Temsilcisi Karl Kulessa nın da gelmesiyle heyecan daha da arttı.

Hepimiz büyük bir merakla bekledik defilenin başlamasını. İlk kızımızın kırmızı halıda yürümeye başlamasıyla nefesler kesildi. Profesyonel mankenlere taş çıkarırcasına yürüdü tüm mankenler, ya da savaşın savurduğu kadınlar.

Herkes nefeslerini tutmuş hayranlıkla defileyi izlerken Prenses Nesrin El- Haşimi birden podyuma attı kendini.  Yüzünde acı bir gülümseme manken edasıyla yürümeye başlayınca alkış tufanı kopuverdi. Hepimiz heyecan ve hayranlıkla izlerken; memleketlerini, geçmişte yaşadıklarını özleyen bakışı gördüm o anda kadınların ve prensesin gözlerinde.

Defilenin ikinci bölümü ben de dâhil oradaki herkesi duygulandırdı. Gözlerimiz dolu dolu izledik savasın izlerini taşıyan plastik makyajla görünce genç kızlarımızı.

Çocuklarsa yüzlerinde oluşan korkuyla annelerine sokuldu birden. Savaşın izlerini taşıyordu o minik yürekler hala içlerinde.

Pek çok kadın da kendini tutamayıp ağlamaya başlayınca prenses yanlarına gitti ve sarılarak ağlaştılar. Kim bilir neler geçiyordu içlerinden ülkelerinde yaşadıkları güzel günlerin anıları ya da silah sesleri altında ülkelerini terk etmeye çalışmaları… Belki arkalarında bıraktıkları evleri, akrabaları, arkadaşları…