Cuma, 24 Kasım 2017
.
10
Eskişehir
.
Gülseren Şenyüzlü

İçimi donduruyor gördüğüm yanlışlıklar

İçimi donduruyor gördüğüm yanlışlıklar, Ve ben bu yüzden bıraktım umut etmeyi… Tatile devam çalışanlara inat… Kaz Dağlarına bugünkü gezi. Sabah 4’te uyandım,içimde çocukluktan kalma bir heyecan.Yağmur yağmış gece,panjurlara hala vuruyor yağmur damlaları tıkır tıkır…Elektrikler kesilmiş nedense, mumu yaktım,ev ahalisini uyandırdım, herkes karanlıkta şaşkın…Aceleyle giyindik.

Yeni ağarmaya başlayan günün mahmurluğu içinde elimizde çantalar çıktık kapıya.Tur arabasını bekliyoruz.Gece geç yatmamıza rağmen dipdiriyiz,uyuyan denize inat.

Ma aile çıktık Kaz Dağları gezisine… Tur arabasında hepimizde bir heyecan, çocuklar da var bizden daha heyecanlı, bir de bebek… Karşılıklı gülücükler, ardından günaydın, günaydın, günaydın… Herkes cıvıl cıvıl…

Zeytinliden simitler alındı sıcak sıcak. Yanına da çay…Yeme de yanında yat derler ya işte o kadar…

Cıvıl cıvıl devam ediyoruz yolculuğa, günün ilk ışıkları görününce daha bir dirildik. Minibüs dağ yollarına gelince homurdanmaya başladı, malum yollar hem dar, hem dik… Döne döne tırmanıyoruz, her yan yemyeşil…Tanrı yeşile boyarken doğayı buralara gelince boyasını esirgememiş,yeşilin her tonunu sürmüş de sürmüş.

Günün ilk yarısında Kaz Dağları Milli Parkına geldik. Kapıda biletler kesildi, ver elini dağlar, biz geliyoruz.

Patika yollardan etrafı seyrederek gidiyoruz. Yollar dar dolaşık bir yumak gibi… Bazı yerlerde dağlardan akan kaynak sularıyla daha da zordu yollar… Öğle oldu, ardından ikindi… Biz hala yollardayız, hiç mola yok. Dağların en tepesine geldiğimizde ikindi olmuştu neredeyse. Sarı Kız’ın öyküsünü anlattı rehber. Hepimiz pür dikkat dinliyoruz…

Kaz dağlarında çok güzel bir kız yaşarmış ve adına da Sarıkız derlermiş, gel zaman git zaman Sarıkız'ın güzelliğini çekemeyenler onun hakkında kötü yola düştü diyerek dedikodu yaymaya başlamışlar ve onu lanetli ilan etmişler. Babası da Sarıkız'ı alarak Kaz dağının zirvesine bırakmış. Sarıkız dağda dolaşırken yanına bir kaz gelmiş ve ona birkaç yumurta vermiş Sarıkız bunları saklamış ve bir süre sonra kaz yavruları yumurtalarından çıkıp büyümüşler. Günler günleri aylar ayları kovalamış bir gün kar ve tipiden yolunu şaşıran iki yabancı Sarıkız'ın yaşadığı zirveye sığınmak zorunda kalmış. Sarıkız bu yabancıları kurtarmış, beslemiş ve sağlıklarına kavuşturmuş. Bu yabancılar dağdan indikten sonra köy halkına "Kaz dağlarında çok güzel, ermiş bir kız yaşıyor" demişler. Bu sözler Sarıkız'ın köyüne, anne ve babasına ulaşmış. Anne ve baba çocuklarına duydukları özleme daha fazla dayanamayarak Sarıkız'ın yanına gitmişler. Sarıkız zirvede onları bekliyormuş sevgi ve hasretle kucaklaşmışlar, bir ara baba kızından su istemiş, Sarıkız hemen şimdi diyerek avuçları ile babasına su içirmiş, babası suyu nereden aldın deyince de "Elimi uzattım, denizden aldım." demiş, anne ve baba böylece kızlarının gerçekten ermiş olduklarını anlamışlar ve geri dönmüşler...

Fatih Sultan Mehmet'e gemi kerestesi biçmek üzere Düden yaylasında konaklayan Tahtacı Türkmenleri Kaz avlusunda adeta resimleşmiş kaz tüylerini görünce merakları üzerine kendilerine efsane anlatılmış. Orta Asya şamanizm inancına göre” kaz”ı kutsal saymaları nedeniyle bu dağı da kutsal sayarak İda dağını Kazdağları olarak değiştirmişler. Sarıkız türbesi olan yere Sarıkız, Baba türbesi olan yere Baba tepesi, kaz tüylerinin bulunduğu yere Kaz avlusu ve dağın bu bölümüne de Babadağı adını vermişler. Kutsal saydıkları bu türbeler için her yıl Ağustos ayının 15 ile 30'u arasına rastlayan bir hafta sonunda tepeleri ziyaret edenler oralarda, etmeyenler de bulundukları yerlerde olmak üzere cumartesi günü Sarıkız'a, pazar günü Baba'ya ve pazartesi günü de Şahtaşlarına olmak üzere üç gün hayır yapılırmış. Yalnız Sarıkız'a hayır yapan yöre köyleri de varmış.

Dağın zirvesinde Sarı Kızın yaşadığı yer, kocaman bir direk konmuş taş duvarların arasına. Dilek dilemek isteyenler üzerlerinden bir parça kumaş kesip asıyorlar direğe. Direk rengarenk kumaş parçalarıyla dolu. Üzerimden kesecek bir şey bulamayınca ayağımdan çorabımı çıkarıp bağladım ben de direğe, bir taraftan dileğimi söylemeye çalışırken.(Beni gören pek çok kişi çorabını çıkarıp asmaya başladı direğe,eh daha pratik bir çözüm benimki.Bakarsınız seneye tepe rengarenk çoraplarla dolmuş.)

Başımız göğe değecek gibi bulutlar hemen üzerimizde. Aşağıda deniz alabildiğine mavi… Yeşil ve mavinin bu kadar güzel kaynaştığı nadir yer…

Bir ara bakıyorum arabadakiler birer birer yok oluyor çalıların arasında, çok da merak etmiyorum gidenleri dalıyorum yeşil ve mavinin cilveleşmesini izlemeye.

İkindi geçti neredeyse akşam olmak üzere, Ayı Deresinde ikinci mola verildi. Mangal yakmak yasak dağlarda, tüplü mangal çıkarıldı, üzerine köfteler yerleştirildi. Açlıktan öldüğümüzü fark ettik kokuyu alınca burnumuz.

Gene arabadakiler çil yavrusu gibi dağıldı etrafa, bu kez merak ettim gidenleri. Giden kayboluyor hiç görünmüyordu. Sonra keşfettim kaybolma nedenlerini dağda tuvalet yok, arabada çocuklar da var. Sahi tuvalete girmeden nasıl dayandı bunca çocuk.

Verilen iki molada da kaybolanlar çalı diplerine tuvaletlerini yaptılar zaar…

Harika bir yer, safari cipleri peş peşe turist getiriyor, koruyacağız diye tuvalet, lokanta yapılmamış Kazdağlarına. Anladık doğallığı bozmayacaksınız da, buraya gelenler tuvalet ihtiyacını nasıl giderecek çalıların arasına girmekten başka. Olmuyooooooor dedim öfkeyle. Yerli yabancı tüm turistlerin yöre insanına gelir getireceği harika bir yer Kazdağları. Neden düşünmeyiz insanların neye ihtiyaç duyacaklarını… Bir gelen bir kez daha gelmesin diye mi acaba!

Böyle bir gezi görmedim, paramızla rezil olduk. Akşama kadar altıma ha kaçırdım ha kaçıracağım diye düşünmekten etrafı seyredemedim diyenleri duyuyor ve üzülüyorum…